Aylık arşivler: Şubat 2010

HOCALI KATLİAMI

ERMENİLER TARAFINDAN RUS ASKERLERİNİN DESTEĞİ İLE AZERİ SİVİLLERE,ÇOCUK VE KADINLARA YÖNELİK KATLİAMIN 18.YIL DÖNÜMÜNDE ACILAR HALA DİNMEDİ.

25 ŞUBAT 1992 – Hocalı Katliamı

1991 yılında Azerbaycan Parlamentosu’nun halktan gelen baskılar karşısında Dağlık Karabağ’ın özerk bölge statüsünü ilga etmesine karşılık Dağlık Karabağ Parlamentosu bir referandum düzenleyerek cevap vermiştir. Çoğunluğu Ermenilerin oluşturduğu bölgede referandum sonucunda Dağlık Karabağ Parlamentosu bağımsızlığını ilan etmiştir. 1992’de Sovyet birlikleri de bölgeden çekilmiştir.

Hocalı’da gerçekleştirilen katliama giden süreçte, Ermenileri Rusların desteklediği yönünde ciddi bulgular bulunmaktadır. Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı gruplar Karabağ’a yerleştirilmiştir. Ardından Gorbaçov, 25 Temmuz 1990’da yayımladığı bir kanun ile SSR (Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti) kanunları dahilinde olmayan silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz olarak saklanan silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu kanunla birlikte Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde av silahları da dahil olmak üzere silahlar toplanmış, Dağlık Karabağ’da ise bu görev Rus askerleri tarafından yerine getirilmiştir. 1990 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Ermeniler saldırılarını doğrudan Azerilere yöneltmeye başlamışlar, otobüs baskınları, yol kesme gibi terör eylemlerine kalkışmışlardır. 1990 yılı başlarında yaklaşık 186 bin Azeri, Ermenistan’dan Azerbaycan’a gitmeye zorlanmıştır. Ekim 1991’de ilk Azeri köyü Ermenilerce ele geçirilmiştir. Hocalı Katliamı, Rus askerlerinin desteğiyle 25–26 Şubat 1992’de Hocalı’ya ulaşan Ermeni kuvvetlerince gerçekleştirilmiştir. Rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, Rus ordusuna ait 366. alayın 1991’in sonbaharından beri Ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.

10 bin nüfuslu Hocalı’da olaylar sırasında yaklaşık 3.000 Azeri bulunmaktaydı. Saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. Saldırılar sırasında Hocalı’da yaşayan Ahıska Türkleri de evlerinde yakılarak öldürülmüştür. Kadın, çocuk ve yaşlılar da dahil olmak üzere siviller katledilmiştir.

Katliamın ilk gecesinde sekiz aile bütün fertleriyle öldürülmüş, 700’den fazla çocuk anne ya da babasını kaybetmiştir. Yaralılar ise 1.000’in üzerindedir. Katliama tanık olan bir gazeteci, yaşananları şu şekilde aktarmaktadır:

“Dağlık Karabağ’ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1.300 Azerbaycan Türk’ünün Ermeni çetecilerce öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılamaz bir vahşetti. Azerbaycan yönetimi ve Cumhurbaşkanı Ayaz Mütellibov, olayı dört gün boyunca kamuoyundan gizlemeye çalıştılar. Bütün Azerbaycan şok olmuştu. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam’a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. Bazılarının ayakları ise kangrenden dolayı kesilmişti. Ermeniler vahşetin her türlüsünü sanki ibret olsun, örnek olsun diye yapmışlardı. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti.”

Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır. Uluslararası toplum, ancak Ermenilerin nüfusu 60 binden fazla olan Kelbecer’e saldırmasıyla harekete geçti. BMGK, 822 sayılı kararı ile Ermeni kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini istedi, ancak bu sonuç vermedi. Kararın ardından AGİT bünyesinde arabuluculuk çalışmaları başlatıldı.

1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir. Savaş sonrası çözüme kavuşturulamayan bir diğer sorun da, ülke içerisinde yerinden edilen ya da sığınmacı durumuna düşen bir milyon civarı Azeri’dir. Bunların büyük bir çoğunluğu Azerbaycan sınırları dahilinde yaşamaktadırlar. Azerbaycan nüfusunun %10’undan fazlası ülke içinde yerinden edilmiş sığınmacılardan oluşmaktadır ki bu, kişi başına dünyada yerinden edilmiş en büyük nüfus hareketlerinden biri anlamına gelmektedir. Bu insanlar hâlâ Ermenilerce işgal edilen topraklarda bulunan evlerine geri dönmeyi beklemektedirler. Azerbaycan Cumhuriyeti’nde yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan veya başka ülkelerden Azerbaycan’a gelen Azerbaycan vatandaşları, Azerbaycan hükümeti tarafından “göçkün” olarak adlandırılmaktadır. Sorunlarına hâlâ kalıcı çözümler bulunamayan göçkünler; mesken, iş, yiyecek, sağlık, eğitim ve can güvenliği gibi birçok sorunla karşı karşıyadırlar. Bu kişiler Bakü ve çevresinde, zor koşullar altında çadırlarda, barakalarda, okul ve yurtlarda, pansiyonlarda, dükkanlarda, yük vagonlarında, hatta yol kenarlarında yaşam mücadelesi vermektedirler.

 

Kaynak : www.ihh.org.tr

Reklamlar

BURSA 8.KİTAP FUARI

Bursa Kitap Fuarı bu sene sekizinci kez 27 Şubat-7 Mart 2010 tarihleri arasında TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde okurlarla buluşmaya hazırlanıyor
Yaklaşık 220 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecek Bursa 8. Kitap Fuarı’nda söyleşi, panel, şiir dinletisi ve çocuk etkinlikleri gibi 90’a yakın etkinlik gerçekleştirilecektir.

Fuara katılacak yazarlar Server Tanilli, İnci Aral, Sunay Akın, Üstün Dökmen, Adnan Binyazar, Ataol Behramoğlu, Ahmet Telli, Erdal Atabek, Sennur Sezer, Adnan Özyalçıner, Haydar Ergülen, Özcan Karabulut, Cemil Kavukçu, Canan Tan, Mine Soysal, Ercan Karakaş, Şükran Soner… gibi pek çok değerli yazar, şair  ve bilim insanı etkinliklerde yer alacak. Dokuz gün süresince imza günleri ve etkinliklerde 600 yazar Bursa’lı okurıyla buluşacak.

TÜRKİYE BASKETBOL LİGİNİN UNUTULMAZ ALL-STAR YABANCI BASKETBOLCULARI

LARRY RICHARD

 

 ( UYRUK : ABD , MEVKİ : C  , OYNADIĞI KÜLÜPLER :  ECZACIBAŞI – EFES PİLSEN )

SAULIUS  STOMBERGAS

 

( UYRUK : LİTVANYA , MEVKİ : F  , OYNADIĞI KÜLÜPLER :  ÜLKERSPOR – EFES PİLSEN

DAVID RIVERS

 

( UYRUK : ABD , MEVKİ : G, OYNADIĞI KÜLÜPLER :  TOFAŞ )

PETE WILLIAMS

( UYRUK : ABD , MEVKİ : C, OYNADIĞI KÜLÜPLER :  TOFAŞ – ÜLKERPOR )

PETAR NAUMOSKİ

( UYRUK : MAKEDONYA , MEVKİ : G, OYNADIĞI KÜLÜPLER :  EFES PİLSEN )

TANOKA BEARD

( UYRUK : ABD , MEVKİ : C, OYNADIĞI KÜLÜPLER :   ÜLKERPOR – FENERBAHÇE)

DEE BROWN

( UYRUK : ABD , MEVKİ : G, OYNADIĞI KÜLÜPLER :  GALATASARAY)

MARCUSS WEBB

 

( UYRUK : ABD , MEVKİ : C, OYNADIĞI KÜLÜPLER :  TOFAŞ-KARŞIYAKA-BJK)

MICHAEL CUMBERLAND

 

 

( UYRUK : ABD , MEVKİ : C, OYNADIĞI KÜLÜPLER :  PTT-KARŞIYAKA-ORTAKÖY)

KEVIN RANKIN

 

( UYRUK : ABD , MEVKİ : C, OYNADIĞI KÜLÜPLER :   ÜLKERPOR – FENERBAHÇE

 

 

 

ACI – Ferman KARAÇAM

ACI…

Seni de vururlar bir gün ey acı
Uçuşup durduğun kanatlarından
Sazın sözün türkülerin tükenir
Ellerin koynunda kalakalırsın

Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı
Gül açan yüzlerimizde
Göğeriyor rengin senin de

Biz seni
Tâ eskilerden tanırız
Hani göğüslerimize taş olur inerdin
Avuçlarımızda Hira Dağı’ydın

Al atların tan yerine ayarlanmış yelelerinde
Akdeniz rüzgarlarına karışan sendin

Biliyorum
Hiçbir tarih yazmayacak
Ve bir sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
Göbek bağı anasından henüz çözülmemiş bebelerimize
Mitralyözlerin Washington’dan ayarlandığını

Seni de yakarlar bir gün ey acı
Bir taptuk kul gözlerinden vurursa
Parmakların eğri ağaç tutamaz
Çığlıkların çağlar aşar duymazsın

Ve ben biliyorum
Örümceği, mağarayı, güvercini, asâyı

Ve İbrahim’in baltasını
Ben biliyorum

Nereden başladı bu kesik dans
Ve bu dansa karşı afyonlanmış hecin yüzlü
İnsanlar kim?

Kim kimin yanında
Kim kimin karşısında

Meclis kürsüsünden konuşan bu adam kim

Üsküdar kız lisesinde okuyan genç kız
Çantasında kimin fotoğrafını taşıyor

Kadıköy vapurunda sigara tüttüren delikanlılar
Neden gülüyorlar ki

Seni de vururlar bir gün ey acı
Filistin’de sapan taşlı çocuklar
Dalın, kolun, fidelerin, budanır
Kuru bir kütükle kalakalırsın

Öyle bakmayın balkonlarınızdan
Fırat nehri ayrılık çıbanına tutuldu,
Damarlarımızı yırtıyor
Tuna nehri, onulmaz Boşnak sızıları
Pompalıyor yüreğime

Pilevne türküleri ağıtlara dönüşürken,
Çeçenya’da yiğitler
İnancın, emeğin ve aşkın
Kılcal damarlarına ulanıp sustular…
Ve ne Bağdat’tan
Ne Şam’dan
Ne Mekke’den
Ne Diyarıbekir’den
Ne istanbul’dan
Ne Buhara’dan
Bunca telefon direğine rağmen kimse kimseyi
Duymuyor

Seni de vururlar bir gün ey acı
Halepçe’de soldurulmuş gül gibi
Bu sevdaya düşsen sen de yanarsın
Suskun, sıcak, uzun yaz geceleri

Ve siz
Ey analar,
Siz, gecelerinizi böler çocuklarınıza ninniler
Söylerdiniz

Hani siz, fatihler doğururdunuz…

Gelin-kızların giysileri kirletildi
Çocuklar hep yetim kalıyor

“Elem yecidke yetimen feava”

Ve ben biliyorum
Ben biliyorum
İstanbul’un
Bağdat’ın
Diyarıbekir’in
Mekke’nin
Birbirine nasıl bağlandığını, nasıl çözüldüğünü sonra
Ey insan
Ey insanlık
Ayağa kalk

Kolları ve bacakları budanmış delikanlıları
Boyunları gövdesinden ayrılmış insanları
Gözleri uyur gibi kapanmış, kan pıhtıları içindeki bu
Çocukları

Gelişmiş laboratuarlarınızda dikkatle inceleyin
Ve bir gün
Bu dünya
Gül bahçesine dönecek
Bunu böylece bilin ve
Unutmayın

Ferman Karaçam

ORG. EŞREF BİTLİS’İN KATLEDİLİŞİNİN 17. YILI

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis suikastının 17. yılı

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, Kürt meselesinin çözümünde öncü adımlar atmıştı. Kürt grupların liderleriyle de görüşen Bitlis’in hedefi, bölgedeki grupları, Amerika’nın güdümünden çıkarmaktı.

Orgeneral Bitlis, Irak, İran ve Suriye ile birlikte davranma politikası izliyordu. “Eşref Bitlis Planı” olarak bilinen bu politikalar sayesinde Kürt sorununda bir dönüm noktasına gelinmişti.

Orgeneral Bitlis, dönemin Genelkurmay Başkanlığı için de en güçlü adaydı. Ancak Amerika, Ortadoğu projelerine çomak sokan bir Genelkurmay Başkanı istemiyordu.

KAZA DEĞİL SUİKAST
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in bulunduğu askeri uçak Ankara Güvercinlik alanından kalktıktan hemen sonra düştü. Eşref Bitlis ile beraberindeki 3 subay ve bir astsubay öldü . Genelkurmay Başkanlığı, uçağın buzlanma ve pilotaj hatası sonucu düştüğünü bildirdi.

Ülkemizin tarihine karanlık bir not olarak geçen acı hatıramız ve aynı   zamanda demokrasi şehidimiz Org.Eşref  BİTLİS’in katledilişinin 17.yılında rahmet ile anıyoruz…”

Hakan KAYA-İnş.Müh.

MUSTAFAKEMALPAŞA – BURSA BÖLGESİNDEN ÇEŞİTLİ RESİMLER

Soner SARIKABADAYI – BUZ


Soner Sarıkabadayı – BUZ
Yükleyen kayipsu. – Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

O GİTTİ, OSMANLI BİTTİ

O GİTTİ, OSMANLI BİTTİ

Sultan Abdülhamid Han devrinde Osmanlı, dünyanın dört büyük gücünden biriydi. Sınırlarımız hala Afrika’nın ortalarından Avrupa içlerine kadar uzanıyordu. Osmanlı, 7 milyon kilometrekareden fazla olan toprağıyla Abdülhamid Han zamanında her şeye rağmen dimdik ayaktaydı. Çeşitli entrika ve iftiralarla onu tahtından indirip ülke idaresini eline alan İttihatçılar, Osmanlı Devleti’ni hızlı bir parçalanma sürecine soktular. Önce Trablusgarb’ı İtalyanlar işgal etti, sonra Balkan Harbi bozgunu oldu. Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan ve Karadağ aralarında anlaşıp Osmanlı’ya saldırdılar ve çok kısa bir süre sonra da 1. Dünya savaşı ile Osmanlı tarihe karıştı.

ULU HAKAN NELER YAPMADI Kİ!

İşte Cennetmekan Abdülahmit Han’ın yaptığı hayırlı hizmetlerden bazıları:

1. Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya’ya elçiler ve din adamları gönderdi.

2. Dünyanın ilk dişçilik okulunu kurdu.

3. Paris’te İslam Külliyesi kurdu.

4. Çinlilere karşı Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Orta Asya Müslümanlarını örgütledi.

5. Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demiryollarını yaptırdı.

6. Cami yaptırdığı her köye bir de okul açtı.

7. Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirtti, ücretsiz kitap dağıttırdı, 6 bin kitabın çevrilmesini sağladı.

8. Beyazıt kütüphanesini kurup 10 bini el yazması olmak üzere tam 30 bin kitap bağışladı.

9. İlk defa elektriği ve gazı getirdi.

10. Ziraat Bankası’nı kurdu.

11. Dünyanın ilk torpido atan denizaltısını tamamen kendi parası ile yaptırdı.

12. Israrla yerli kumaş giydi, Hereke bez fabrikası ve Feshane’yi kurdu.

13. Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderdi. Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıttı.

14. Yalova Termal kaplıcalarını kurdurdu.

15. Terkos’un sularını İstanbul’a taşıttı.

16. İlk modern eczanemizi açtırdı.

17. İlk otomobili getirdi ve 5 bin km karayolunu yaptırdı.

18. Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptırdı, atlı ve elektrikli tramvaylar kurdu.

19. Arkeoloji müzeciliğini başlattı.

20. İlk kuduz hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtırdı.

21. Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktirdi, yaralı askerler için bizzat kendi eli ile koltuk değneği yaptı.

22. Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri aldı.

23. Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını kurdu.

24. Pekin’de Üniversite kurdurdu.

25. Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderdi ve bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetlerin yaygınlaşmasını sağladı.

26. Kendi el emeği ile kazandığı ve biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis etti.

27. Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektirdi.

28. İzmir limanına izinsiz giremeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturdu.

29. Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını özellikle gazilere hediye ederdi.

30. Kendisine yapılan bombalı suikasti düzenlemesine rağmen Ermeni katili affedip Avrupa’da hafiyelik yapmaya gönderdi.

31. Daha sonra Çanakkale Savaşı’nda kurtarıcımız olacak topları yaptırdı.

32. Sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul açtı.

33. Telefonu Avrupa ile birlikte ülkemize getirtti.

34. Peygamberimize, dinimize veya Osmanlı’ya hakaret içeren oyunları Fransa, İngiltere, Roma ve ABD’den kaldırttı

2.ABDÜLHAMİT HAN ; ABİDE-İ ŞAHSİYETLER ( 8 )

Saltanatı: 1876-1908
Babası: Abdülmecid Han – Annesi: Tir-i Müjgan Sultan
Doğumu: 21 Eylül 1842 Vefatı: 10 Şubat 1918

      Çok iyi bir tahsil görerek din ilimlerini ve Fransızcayı mükemmel bir şekilde öğrendi. Amcası Abdülaziz Han onu Mısır ve Avrupa seyahatlerinde yanında götürdü. Abdülaziz Han’ı tahttan indirip şehit ettiren, böylece Osmanlı Devleti’nde idareyi ele geçirin batı kuklası bazı paşalar, V. Murat’ın şuurunun bozulması üzerine, devlet işlerine karışmaması ve yalnız millet meclisinin çıkaracağı kanunlara göre hareket etmesi şartıyla, Abdülhamid Han’ı sultan ilan ettiler.

      Tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalımın eşiğindeydi. Karadağ ve Sırbistan’da savaş aleyhimize dönmüş, Bosna-Hersek ve Girit’te ayaklanmalar çıkmış, mali kriz son haddine varmıştı. Bu arada sadrazam Mithat Paşa ve arkadaşlarının isteği üzerine 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet ilan edildi. Ancak gayrimüslimlerin dahi yer aldığı Meclis-i Mebusan’ın ilk işi Rusya’ya harp ilanı oldu. 93 harbi diye tarihe geçen bu savaş, Osmanlı Devleti için tam bir felaket getirdi. Ruslar İstanbul önlerine kadar geldi. Bir milyondan fazla Türk, Bulgaristan’dan İstanbul’a hicret etti. Mütareke isteyen Sultan Abdülhamid, ilk iş olarak devleti parçalanma ve yok olma yoluna doğru götüren Meclis-i Mebusan’ı kapattı (13 Şubat 1878) ve devlet idaresini eline aldı. Ayastefanos antlaşması ile Osmanlı Devleti Makedonya, Batı Trakya, Kırklareli, Kars, Ardahan ve Batum’u kaybediyordu. Ancak İngiltere ile anlaşan Abdülhamid Han, Kıbrıs’ın idaresini onlara bırakmak şartıyla, yeniden topladığı Berlin Konferansı’nda kaybedilen toprakların bir kısmına sahip oldu.

       Abdülhamid Han büyük meseleler karşısında bunalan Osmanlı Devleti’ni bundan sonra dahiyane bir siyaset, adalet ve fevkalade bir kudretle yönetti. Düyun-u Umumiye idaresini kurarak iki yüz elli iki milyon tutan devlet borçlarını yüz altı milyona indirdi. Memlekette büyük bir imar faaliyeti ile eğitim ve öğretim seferberliği başlattı. Çoğu şahsî parasından olmak üzere cami, mescit, mektep, medrese, hastane, çeşme, köprü vs. gibi toplam 1552 eser yaptırdı. Ülkenin dört bir yanını demiryolu ile döşedi. Yunanlıların Girit’te isyan çıkarıp, Türkler arasında toplu katliamlar yaptırmaya başlamaları üzerine, Yunanistan’a harp ilan etti. Alman kurmaylarının altı ayda geçilemez dedikleri Termopil geçidini 24 saatte aşan Osmanlı ordusu, Atina önüne vardı. Yunanistan’ın tamamen Osmanlı eline geçeceğini anlayan Avrupalı devletler, sulha zorladılar ve bunda muvaffak oldular.

       Yahudilerin Filistin’de bir cumhuriyet kurma teşebbüslerinin karşısına çıktı. Onların Osmanlı borçlarını bütünüyle silelim tekliflerini reddetti. Bu toprakların kanla alındığını, asla terk edilemeyeceğini sert bir dille bildirdi. Filistin topraklarının yahudilere satılmaması için gerekli tedbirleri aldı. Doğu Anadolu’da Ermeni hareketlerine karşılık Hamidiye alaylarını kurdu ve bölgede asayişi temin ile Osmanlı hakimiyetini pekiştirdi.

Sultan Abdülhamid Han’ı tahttan indirmeden Osmanlı Devleti’ni parçalamanın ve İslam’ı yok etmenin mümkün olmadığını gören bütün iç ve dış düşmanlar bu Türk hakanına karşı cephe aldılar. Bir taraftan Sultan’ı gözden düşürmek üzere her türlü iftira ve kötüleme kampanyaları yaparlarken, diğer taraftan suikastlar tertip ettiler. Ermeni asıllı Fransız yazar Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouge=Kızıl Sultan” şeklinde ortaya attığı iftiraları aynen alan bazı gafiller, ansiklopedilere bunları yazarak genç nesilleri aldattılar.

Bu arada Padişah’ın devlet idaresinde nüfuzunu kırmak isteyen batılılar, İttihat ve Terakki mensuplarını kışkırtarak 23 Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Böylece otuz yıl durmuş olan facialar tekrar başladı. 31 Mart Vakası sebebiyle İttihat ve Terakki ileri gelenleri tarafından tahttan indirilen Abdülhamid Han, Selanik’e gönderildi (27 Nisan 1909). 10 Şubat 1918’de Beylerbeyi Sarayı’nda vefat eden Abdülhamid Han’ın naşı Çemberlitaş’ta dedesi Sultan II. Mahmut’un türbesindedir

ULU HAKAN ABDÜLHAMİT HAN’IN VEFATININ 92.YILDÖNÜMÜ

                        TÜM İSLAM ALEMİNİN TÜRKİSTAN’DAN GAZZE’YE ,BOSNA’DAN ÇEÇENYA’YA,PATANİ’DEN SUDAN’A KADAR ÇAĞIN GETİRDİĞİ TÜM SIKINTILAR İLE KÜRESEL GÜÇLERİN VEDE SÖZDE DÜNYAYI YÖNETEN GİZLİ GÜÇLERİN EMELLERİ SONUCUNDA GÖRMÜŞ OLDUKLARI VAHŞET VE ZULÜMLERE TANIK OLDUĞUMUZ BU GÜNLERDE  BÜYÜK OSMANLI PADİŞAHI  SULTAN II. ABDÜLHAMİT HAN’I, VEFATININ 92. YILDÖNÜMÜNDE RAHMET VE MİNNETLE ANIYORUZ.

                                                                          Hakan KAYA

                 www.hakankaya.wordpress.com