Kategori arşivi: BURSA GÜNDEM KÖŞE YAZILARI

AYASOFYA GERÇEĞİ- 07 TEMMUZ 2009 BURSA GÜNDEM GAZETESİ KÖŞE YAZISI

image60AYASOFYA GERÇEĞİ

Ayasofya Camisinin tekrar ibadete açılmasının ne kadar hassas bir konu olduğu tartışılmaz. Günümüz itibari ile 1934 senesinden beri ibadete kapalı tam 75 yıl geçmiştir. Ayasofya Camii Bakanlar kurulu kararıyla 1934 ‘te cami’likten çıkarılmıstır.Milletler için bazı olaylar vardır.Bu olaylar benzerleri çok olsa bile diğerlerine gore daha anlam taşımaktadır.
Anadolu’da ya da İstanbul ‘da herhangibir mahalle-köy camisini müze yapabilirsiniz.Üstelik sabah namazı cemaati olarak neredeyse 1-2 safı dolduramayan camilerimiz olduğu sürece.Fakat AYASOFYA Camisi ibadete kapatılmamalıdır.Ayasofya Fetih demektir.Konstantinopolisin İstanbul olmasının en anlamlı sembolüdür. 3 kıtaya yayılmış sadece ümmetin huzuru ve güveni için değil gayri müslim tebaalara ve devletlere en güçsüz zamanında uzak kıta bile olsa imkanlarını zorlayarak yardıma koşan bir cihan devletinin mirasıdır.Türkiye Cumhuriyeti bu cihan devletinin son temsilcisi değil mi ?
Duyarlı çevreler tarihsel süreç içerisinde konu hakkında çeşitli girişimlerde bulunmuş. Bu çalışmaların hepsi caminin tekrar ibadete açılması manasında menfi sonuçlanmıştır.Belki bu çalışmalar tam kamuoyu desteği alamamıştır.Maksat gerektiği gibi izah edilememiştir.Konu hakkında yapılan son girişim Sürekli Vakıflar Tarihi Eserler ve Çevreye Hizmet Derneği, “Bakanlar Kurulu’nca alınacak bir karar ile Ayasofya Camisi’nin müzeye çevrilmesini ilişkin 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın kaldırılarak, ülke çıkarlarının gerektirmesi halinde müze vasfı korunarak söz konusu caminin ibadete açılmasına yönelik bir düzenleme yapılması” istemiyle Başbakanlığa başvurmuş, Başbakanlık bu isteme yanıt vermemişti. Dernek bunun üzerine, 1934 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı’nın iptali istemiyle 2008 yılında Danıştay’da dava açmıştı. Danıştay Onuncu Dairesi, Ayasofya Camisi’nin müze olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmadığına işaret ederek, davayı oy birliğiyle reddetti Sözleşme hükümlerinin bir gereği olarak oluşturulan Dünya Miras Listesinin de UNESCO’ya bağlı Dünya Miras Komitesi tarafından belirlenerek bulundukları ülkenin devleti tarafından korunması garanti edilmiş doğal ve kültürel varlıkları gösterdiği ifade edilen kararda, kültürel bir miras niteliği taşıyan İstanbul’un tarihi alanlarının da 6 Aralık 1985’te Dünya Miras Listesine dahil edildiği hatırlatıldı.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) ‘in müjdesine nail olmuş fetihin komutanı Fatih Sultan Mehmet Han ‘ın Ayasofya Camii hakkında ki fermanı hatırlayalım…
” İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse,Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyyen laneti onun ve onların üzerlerine olsun; azapları hafiflemesin; haşr gününde yüzlerine bakılmasın.Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.
Allah’ın azabı onlaradır.Allah işitendir, bilendir.”
Ayasofya Camisinin müze olarak kalmasının ne UNESCO Dünya miras listesi ne de Avrupa Birliği müzakereleri ile izahati yapılabilir.Fatih Sultan Mehmet Han’ın ve fetih şehitlerinin 75 senedir sitemlerini…Bu durum karşısında Fatih Sultan Mehmet Han şu an yaşasa nasıl bakabilirdik yüzüne diyerek çok merak ediyorum.

http://www.hakankaya.wordpress.com
e-posta: insmuhhakankaya@gmail.com

Reklamlar

BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ – 25 HAZİRAN 2009 BURSA GÜNDEM GAZETESİ KÖŞE YAZISI

Photo-0461BURSA TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

Tüm kentin yıllardan beri beklediği Bursa’ ya ikinci bir devlet üniversitesi kurulması
vakıf üniversitesi projesi ile gündemden düşürülmemelidir.
Bunun tam tersi öncelik ikinci bir devlet üniversitesi ve buna paralel eş zamanlarda kurulacak
vakıf üniversitesi ile en az 3 adet üniversitenin kente kazandırılması klasik tabir ile
memleket meselesidir.

Bursa’ nın, sanayi ve ticaret alanında ülkemiz adına ilklerin gerçekleştiği, ithalat-ihracat,istihdam,
dış göç,Ar-Ge kriterleri açısından Teknik Üniversite ihtiyacı önem kazanmaktadır.
Uludağ Üniversitesi çok büyüdü.Bu büyümeye paralel olarak ihtiyacı karşılamadığı kanısındayım.
Zaten bu konuda YÖK ‘ te geçtiğimiz Nisan ayında yaptığı açıklama ile öğrenci sayısı 40 bini geçen
İstanbul,Marmara,Uludağ,Selçuk ve Gazi Üniversitelerini çok büyüdükleri ve idareleri zorlaştığı için
yeniden yapılandıracaklarını açıkladı.Bu yıllardan beri beklenen Bursa Teknik Üniversitesinin
ilk adımlarından biridir.

Bundan sonra tüm kent dinamitleri bu konunun gerçek manada takipçisi ve aynı zamanda destekçisi
olmalıdır.Bursa Teknik Üniversitesi’ nin oluşmasına engel olacak hiç bir neden bulunmamakta olup
aksi yönde geçecek her sene ülkemizin ve kentimizin kazanımlarına engel olacaktır.Üniversitelerin
kurulduğu bölgelere kazanımlarını saymaya çalışmak sadece bir köşe yazısına yeteceği kanısında
değilim bunu da takdirlerinize bırakıyorum.

Takip ettiğim kadarı ile yerel yönetimlerimizin bu konuya verdiği destek çok olumlu yönde
Büyükşehir öncülüğünde Yıldırım ve Gemlik Belediyelerinin istekli olmaları daha da mutluluk verici.
Bendeniz burada yapıcı olmak manasında yer tartışmalarına girmeden bir an evvel
Büyükşehir sınırları içerisinde neresi olursa olsun ister Yıldırım eski Köy Hizmetleri arazisi ,
ister Gemlik eski sunipek fabrikası yada Görükle bir an önce eyleme geçilmelidir.

Sanayi-ticaret,vergi ve benzeri konularda ülkesine en büyük katma değerleri sağlayan bu kent
Uludağ Üniversitesi ile birlikte, Bursa Teknik ve bir adet Vakıf Üniversitesini çoktan hak etmiştir.

25 Haziran 2009 BURSA GÜNDEM GAZETESİ
http://www.bursagundem.com
http://www.hakankaya.wordpress.com
insmuhhakankaya@gmail.com

HAVAALANI REZALETİ NE ZAMAN BİTECEK – 23 HAZİRAN 2009 BURSA GÜNDEM GAZETESİ KÖŞE YAZISI

Photo-0371
HAVAALANI REZALETİ NE ZAMAN BİTECEK…

Bursa – Yenişehir Havaalanı ile ilgili yazıyı yazmayı epey zamandan beri düşünüyor fakat hep bir düzene
girer ümidi ile bu güne kadar bekliyordum.Kimse kusura bakmasın bıçak kemiğe dayandı…

Yıllardan beri bu güzel şehrin ülkesine milletine vefalı ve sevdalı insanlarına reva görülen uygulamalar nasıl olsa” Bursalı sabırlıdır
biz bu projeyi X vilayetine alalım” diyenlere göz yumanlar.Geçmişten bugüne kadar sözde Bursa ile ilgili katmadeğer kazandıracak
projelerin takipçileri açın artık gözlerinizi.Ne projeler kaçtı neler, ne hatalar, ne gevşeklikler.Sanayi,ticaret,okul,üniversite,spor vb..
alanlarında bu şehre faydası olabilecek hangi projeleri ve tesisleri kaybettik.Bunu sizler daha iyi bilirsiniz.

Sanayi-ticaret ve buna paralel ihracat ve ithalatta ülkemizin lokomotifi olan Bursa’ mıza yıllardan beri beklenen aynı zamanda ihtiyaç
açısından ivedilik arz eden uluslararası havaalanı vuslatına kavuştuk derken neler oluyor da bu konuda başarı sağlanamıyor.
KİM yada KİMLER tarafından engelleniyor.Bursa-Yenişehir Havaalanı neden Trabzon,Erzurum.Adana,Gaziantep,Şanlıurfa da ki
gibi Uluslararası Hava Limanı değil Bursa ‘mız gerek sanayi gerek turizm açısından Gaziantep ve Şanlıurfa dan daha mı önemsiz.

Maalesef aldığımız bilgiye göre THY de kentimizde ki bürosunu kapattı.Biz özellikle orta doğu ve balkanlara,Almanya, yurt içi Antalya,
Muğla,Diyarbakır seferleri bekler iken Trabzon ve Erzurum olmak üzere 2 adet sefere muhtaç edenler kimler.

Benim bir fikrim var. Ama yöneticilerimiz bunu başarabilirler mi ? bence başaramazlar ama yine de fikrimi paylaşayım
Ulaştırma Bakanımız başkanlığında bakanlık yetkilileri,THY-DHMİ yetkililerini.Bir Bursa gezisine davet edin.Gezi Programı nacizane
BTSO-BOSAB-DOSAB-NOSAB,BESOB,GEMLİK LİMANI,ULUDAĞ,MUDANYA,İNEGÖL (MOBİLYA SEKTÖRÜ ),İZNİK(GÖL-İNANÇ TURİZMİ),
ULUABAT-GÖLYAZI,MURADİYE-TOPHANE-ULUCAMİ-YEŞİL-YILDIRIM-EMİRSULTAN AKSI GEZİLERİ DAHA SONRA GÜMTOB,
RUMELİSİAD,BALGÖÇ,TRABZON,ARTVİN,DİYARBAKIR,ERZURUM,SAMSUN hemşehri dernekleri ve sivil toplum örgütleri gezisinden sonra
tabi bir de bu gezi sonunda her gittiği dernek ve kurumda belki hatırlamazlar diye Artvin-Hopa,Gaziantep ve Şanlıurfa Hava Limanlarının seferlerini
ve Bursa -Yenişehir Hava Meydanı seferlerini belgeleyip,bir de Bursa Vergi oranlarını,ihracat,ithalatını ülkede kaçıncı sırada olduğunu ve her sene
aldığı göçü hatırlatalım yeter.

BAKIN DOSTLAR HAKAN KAYA OLARAK KTÜ DE TALEBELİK YILLARIMDA (98-2003) ÇOKSEVDİĞİM VE CENAZESİNDE EN ÖN SAFLARDA
YER ALMAM GEREKEN DOST VE AKRABALARIMIN CENAZESİNE YETİŞEMEYECEĞİMDEN SON GÖREVİMİ YERİNE GETİREMEYEN BEN VE
BENİM GİBİ TÜM HEMŞEHRİLERİME BU YAZIM İTAF OLUNUR.

SÖZÜN ÖZÜ
” ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil. ”
KONFÜÇYÜS

23 Haziran 2009 BURSA GÜNDEM GAZETESİ
http://www.bursagundem.com
http://www.hakankaya.wordpress.com
insmuhhakankaya@gmail.com

ARTAN ŞİDDET OLAYLARI- 18 HAZİRAN 2009 BURSA GÜNDEM GAZETESİ

Resim 003Ne yazık ki son zamanlarda gazetelerin üçüncü sayfası diye tabir edilen hadiseleri çok çok aşan vahşete varan üzücü olaylara millet olarak şahit olmaktayız.

Mardin Bilge Köyü düğün baskını sonucunda oluşan katliam ,Münevver Karabulut – C.Garipoğlu vahşeti , geçtiğimiz yıl Bursa da yaşanan annesini boğup hunharca öldüren 17 yaşındaki M.F.nin psikopatlık sınırını zorlayan olay,Siirt’ te töre cinayeti ve daha nice toplumsal felaketler.

Köy düğünü baskınına bakıyoruz bu katliamın arkasında ki neden kız meselesi.Nişan evini basanlar nişanlanan genç kızı kendi oğulları ile evlendirmek istemesi
ve bu talebin geri çevrilmesi ve sonuç 47 ölü. Bu rezaletin bahanesini anlatabilecek hiç bir kelime bulamıyorum.Hangi sebep o katliam sonucu öksüz ve yetim kalan
günahsız çiçeklerin acısını dindirecek hangi bahane onları avutacak.O çiçeklere büyüdüklerinde yılların anne-baba özlemini hangi kanun hangi töre anlatır.

Münevver Karabulut vahşeti ise tam anlamıyla toplumsal dramımızı yansıtmakta.Anne ve babalara ibret niteliğinde dersler çıkarılacak üzücü bir olaydır.Maalesef üzücü olanda basından takip ettiğimiz üzere böyle bir vahşetin aktörü olan malum şahıs adına sosyal paylaşım sitelerinde destek gruplarının kurulması ve bu olayın vahameti ve ciddiyetini anlayamayan dengesizlerin bulunmasıdır.Ebeveynlere çocukların yetiştirilmesi esnasında yaşanılan tüm zahmetlere rağmen ilgi ve takip ayarının
mutlak suretle en hassas bir şekilde yürütülmesinin önemini arz etmektedir. Çocukların yetiştirilmesi ve eğitiminde başarı için; dadı,özel matematik veya piyano derslerinden ziyade toplumumuzun örf ve adetlerine göre yakışır şekilde aile eğitimi almaları gerekmektedir.Aksi takdirde para ile şımartılan cinayet zanlısı C.Garipoğlu gibi canavarlar toplumda peydahlanarak ocaklara ateş düşürmeye devam edeceklerdir.

Geçen sene ülke gündemine düşen Bursa da internet sitesinde ” annemi nasıl öldüreyim ? bıçakla mı,zehirle mi,boğarak mı ?” diye forum oluşturan
M.F.’ nin annesini bıçaklayıp boğduktan sonra satırla parçalara ayırarak son yılların insanı şoke eden bu kadar da olur mu ? dedirten cinayeti.
Siirt’ te meydana gelen üzücü hadise sonucu aile içi töre cinayeti,
günlerce sabah programlarında ülke gündemini meşgul eden insanın dünyada ki en değerli varlığı olan kendi yavrusunu erkek arkadaşı ile işbirliği yaparak nasıl öldürebildiği…

Toplum olarak hangi konumda olduğumuzu tüm dünyanın sosyal yapısı, aile örf-gelenekleri gerek hak dinimiz islamiyetin ve ırkımızın kazandırdığı özellikler ile örnek bir seviyeden hangi durumlara geldiğimizi yukarıda saydığım üzücü olaylar bize göstermektedir.

Bu tarz olaylara meyilli kişilikleri de yazılı ve görsel medyanın özendirici haberleri ve internet aleminin gençleri kandırmaya yönelik ateizm, satanizim, vb… gibi sapkınlıklara teşvik etmesi,aile içi eğitimimizin toplumsal kargaşa,huzur eksikliği sebebi ile zayıflaması ve hepsinden önemlisi gençleri hedef alan ülkemizi zayıflatmak isteyen misyonerlik faaliyetleri ile milli ve maneviyat kalemizi düşürmeye niyeti bozuk çevrelerin çalışmaları sebebiyet vermektedir.
Ülke olarak bu olayların önüne geçebilmemiz için devletimiz ve yasa koyucular her türlü önlemi almalı basınımız üstüne düşen görevi yerine getirmelidir. Eğitimimiz de ki müfredatımızda milli ve manevi değerlerimizi daha iyi anlatabilmeli ailelerde bu aşamalar esnasında üstüne düşen görevi yerine getirmeli çocukların ihtiyaçlarının sadece pahalı oyuncak-giysi ve okullar olmadığının farkına varmamız gerekmektedir.

18 Haziran 2009 BURSA GÜNDEM GAZETESİ
http://www.bursagundem.com
http://www.hakankaya.wordpress.com
insmuhhakankaya@gmail.com

Hakan KAYA , TÜRKİYE – KAFKASYA …

photo-03551 Son zamanlarda yaşanan gelişmeler bulunduğumuz coğrafyanın dünyanın jeopolitik dengeleri açısından en önemli merkezlerin başında geldiğini göstermektedir.
Kafkasya taşıdığı önem sebebiyle AVRASYA nın merkezi ve en hassas bölgesidir.Küresel Güçler için AVRASYA dünyanın kalbidir. AVRASYA ya hakim olmak için dünyayı ve tüm ulusları yöneten süper güç diye tanımladığımız güç olmak gerekir. Tarihte Bizanstan – Osmanlıya birçok örneği mevcuttur.
Kafkasya da AVRASYA nın beyni ve kalbidir.Aynı zamanda PETROL – DOĞALGAZ gibi stratejik öneme haiz madenleribünyesinde barındırmaktadır. Dünya tarihinin son yüzelli yıllık döneminde Kafkasya’nın egemeni Rusya olmuştur. Amerika Birleşik Devletlerinin son yıllarda bölge üzerindeki nüfusunu artırması ve elindeki NATO kozunuda kullanarak On yıl önce içine girilen küreselleşme süreci içerisinde Güney Kafkas Ülkeleri bağımsızlıklarını ilan edince, yalnızca Kuzey Kafkas bölgesi Rus egemenliği altında kalmıştır.
Kanaatimce Amerika Birleşik Devletlerinin ve stratejistlerinin beklemedikleri bir gelişme oldu.Bu gelişme Gorbaçov ve Yeltsin den sonra Rus halkının sönük geçen 90 lı yılların ardından Vladimir PUTİN e ve politikalarına verdiği destek ile eski günlerine dönmeye çalışan Rusya devleti olmuştur.
Vladimir PUTİN , Amerika Birleşik Devletlerinin Güney Amerikada ki sol iktidarlara, hızla her alanda gelişen Çin Halk Cumhuriyeti ve Ortadoğuda ki daimi düşmanı İRAN üzerinde yoğunlaştığı dönemi çok iyi değerlendirip Rusyayı Kafkasya daki etkinliğine tekrar kavuşturdu.Bu süreç iyi etüt edilir ise PUTİN in 2007 Münih AGİT Toplantısında ki tarihi konuşmasına kadar kimsede bununfarkında olmadı.Neydi bu konuşmanın ana fikri ve mesajı hatırlayalım artık dünyanın tek kutuplu bir dünya olmaktan çıktığını ülkesinin bu sahnede tekrar varolduğunu vurgulamaktadır.
Kafkasyadaki son zamanlarda yaşanan Rusya -Gürcistan savaşı ve Kosova nın bağımsızlığınıilan etmesi tekrar eskisi gibi iki ülkenin AVRASYA Satranç oyununun ilk hamlelerini yaptıklarını göstermektedir.
Türkiye Devleti tüm dinamitleri ile bu oyun da altını çizerek söylüyorum ülke menfaatlerini ve Türk-İslam ülküsü ışığında Kafkasyadaki ırk ve din kardeşlerini unutmamalı tarihine geçmişine ve en önemlisi Cumhurbaşkanlığımızın Forsundaki 16 yıldıza yakışır şekilde hareket etmelidir.Zaten Rusyanın Kafkasya da en büyük çekincesi önce A.B.D ve sonra Türkiye Devletidir.
Fakat Türkiye Cumhuriyetinin geçmiş 20 yılı iyi değerlendiremediği apaçık ortadadır.S.S.C.B DAĞILDIĞINDA TARİHİ FIRSAT KAÇMIŞTIR. Maalesef Kafkasya hakimiyetinde Türkiye Devletinin sözde stratejik ortağı A.B.D tarafından engellenmesi ve Rus – A.B.D iSTİHBARAT oyunlarına seyircikalması sonucu Allah ( c.c.) rahmet eylesin Ebulfeyz ELÇİBEY ve C.DUDAYEV gibi liderler ile birlikte hareket edememesi ve yeterli desteği sağlayamaması Türkiye Devletiini başrol oyunculuğundan figüran hale getirmiştir.
Yazımı Ulu Önder Atatürk ün bu sözleriyle bitirmek istiyorum…
“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat, yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Bugün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. İnanç bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz, bizim onlara yaklaşmamız gereklidir. Rusya bir gün dağılacaktır. O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.”
Bu sözler ışığında Türk Devleti muhakkak ki geçmişte ki hatalarından vazgeçip doğru hamleleri yapıp köklerine,tarihine yakışır biçimde tarafsız ve güçlü bir şekilde saf tutmalıdır.