Aylık arşivler: Eylül 2010

Ayasofya için Referandum

Yunan asıllı bir grup Amerikan vatandaşının 17 Eylül Cuma günü Ayasofya’da ayin yapmak için ülkemize gelecek olmasına Memur-Sen’e bağlı Büro Memur-Sen’den sert tepki geldi.

Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan, Müslümanlara yasaklanan Ayasofya’da Rumların ayin için girişimde bulunacak olmasının Fatih’e ve tarihimize hakaret olduğunu söyledi. Yazgan, Ayasofya’nın ibadete açılması için referandum çağrısında bulundu.

Batılıların Ayasofya’yı kilise yapmak için her türlü girişimi yaptığını savunan Büro Memur-Sen Genel Başkanı Yusuf Yazgan kimi zaman konser kimi zaman kültür gezisi adı altında bu tür faaliyetlerin yapıldığını söyledi. Yazgan, Yunan asıllı bir grup Amerikan vatandaşının Müslümanların kutsal günlerinden Cuma günü Ayasofya’da ayin yapmak için Türkiye’ye gelmesinin ülkemize ve tarihimize meydan okumak anlamına geldiğini belirterek bunun kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Fatihin Kemiklerini Sızlatmaktan Artık Vazgeçelim

Ayasofya’nın kapalı olduğu her an Fatih’in mezarında rahat uyumadığını, kemiklerinin sızladığına inandığını belirten Yazgan, Ayasofya’nın garipliğine son vermenin bu milletin Fatih’e olan vefa borcunu ödemesi anlamına geleceğini de kaydetti. Yazgan, ” Fatih Sultan Mehmet fethin sembolü Ayasofya’nın kıyamete kadar camii olarak kalmasını bütün insanlığa emanet ve vasiyet etmiştir. Bu ülkeyi bize vatan yapan Cihan Padişahı Fatih’in emanetinin bugün kilitli ve zincire vurulmuş olması bizleri derinden yaralamaktadır. Artık bu ayrılık son bulmalı. Fatih’in mezarında kemiklerini sızlatmamak için Ayasofya’nın en kısa sürede cami olarak ibadete açılmasını istiyoruz. Ayasofya’nın kapalı olduğu her gün işkence, yeniden ibadete açıldığı gün ise bayram olacaktır” diye konuştu. 

Ayasofya İçin Referandum Yapalım

Ayasofya’nın yılardır kapalı olmasının yetmiş milyonu derinden yaraladığını kaydeden Yazgan, Ayasofya’yı özgürlüğüne kavuşturmak için referandum yapılması önerisinde bulundu. Yazgan, “Ayasofya İstanbul’un fethini simgeleyen tarihi bir semboldür. Fatih Sultan Mehmet Han’ın bu aziz millete en büyük hediyesidir.600 yıl boyunca ibadete açık olan caminin sonradan müzeye dönüştürülmesi milletimizi daima derinden yaralamıştır. Bugün 12 Eylül ile hesaplaşmak ve daha özgür bir ortamda yaşamak için milletimiz sandık başına giderek referandumda evet demiştir. Aynı şekilde Ayasofya içinde referandum yapılmalıdır. Herkes Ayasofya’nın ibadete açılmasını istiyor ancak kimse adım atmıyor. Bu kör düğümü açmanın yolu referandumdur. Millete gidelim ve Ayasofya’nın Camii olarak açılmasını mı yoksa böyle kapalı kalmasını mı istediklerini soralım. Eminin bu millet Ayasofya’nın bir an önce eski ihtişamlı günlerine dönerek camii olarak yeniden ibadete açılmasına Evet diyecektir” şeklinde konuştu.

KAYNAK : www.milligazete.com.tr

Reklamlar

Türk Hava Yollarının Bursa Tutumunda Amacı nedir?

BİR GLASCOW RANGERS KALDI…

Türk Hava Yolları bir bir Bursa`nın rakiplerine sponsor oluyor. Manchester`dan sonra Valencia da THY ile uçmaya hazırlanıyor.

Yeşil-Beyazlılar, Şampiyonlar Ligi’ndeki her deplasman için 150’şer bin Euro ödeyecek. İki rakibi ise bedava uçacak, üstüne para alacak.

Timsah’ın ne forma reklamı, ne de sponsoru var. Yöneticiler şaşkın, konuyla ilgili konuşmuyor, yorumu kamuoyuna bırakıyor.

Tarihinde ilk kez mücadele edeceği Şampiyonlar Ligi’nde bugün Valencia ile karşılaşacak olan Bursaspor’a THY darbesi! Yeşil-Beyazlılar’ın sponsorluk için anlaşma sağlayamadığı Türk Hava Yolları, Avrupa’daki temsilcimizin rakiplerine bir bir destek olmaya devam ediyor. Önce Timsah’ın C Grubu’ndaki rakiplerinden Manchester United’a sponsor olan THY, son olarak da Valencia ile anlaşma sağladı. Bu iki kulübü de Şampiyonlar Ligi maçlarında uçuracak olan THY, Bursaspor’la parasal konularda uzlaşma sağlama yoluna gitmedi. Bursaspor, Avrupa’daki her deplasman maçı için 150’şer bin Euro harcama yapacak, en önemli rakiplerine ise bu seyahatlerde desteği THY verecek. Manchester United ve Valencia hem bedava uçacak hem de para kazanacak.

THY ile anlaşamadılar
Daha önce Türk Hava Yolları ile yaptıkları görüşmelerde anlaşma sağlayamayan Bursasporlu yöneticiler, THY’nin Valencia’ya sponsor olmasını şaşkınlıkla karşılarken, konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındılar. Konu ile ilgili bazı yöneticiler   “Yorumu sizlere ve kamuoyuna bırakıyoruz” diye konuştular

Yenişehir havaalanına bir türlü  iç ve dış hat uçuşlarına sefer düzenleyemeyen-düzenlemeyi beceremeyen,uçuş lansmanını,ulaşım hizmetlerini gerçekleştiremeyen ve tüm bunlara zarar ettiğini bahane edip THY bütçesinden dünya devi Barcelona-rakibimiz Man.United kulüplerine özel uçak ve her türlü yüksek rakamlı sponsorluk ücretlerini gözünü kırpmadan harcayan THY yönetim kurulunu başta başkan Hamdi TOPÇU olmak üzere ve genel müdürü; Temel KOTİL’in  bu yanlı tutumlarını kınayarak bu uygulamaların duyarlı tüm vatandaşlarımız ve Bursalı Hemşehrilerimizin gözünden kaçmadığını ve hafızalardan silinmeyeceğinin altını çizerek belirtmek istiyorum…

Hakan KAYA – İnşaat Mühendisi

BURSASPOR-VALENCİA ŞAMPİYONLAR LİGİ MAÇI HANGİ KANALDA ?

Bursaspor’un Şampiyonlar Ligi’nde Valencia ile oynayacağı karşılaşma yarın saat 21:45’den itibaren Star TV’den naklen yayınlanacak.

Bursaspor’un maçını ayrıca şifreli yayın yapan Al Jazeera Sport +2, Sky Calcio 6, Sky Sport Info, Sky Sports RED Button ve Viasat xtra 3 kanallarıda canlı olarak ekranlara taşıyacak.

Bursaspor bu hafta Avrupa kupalarında oynayacağı maçları uydu anteni ile izlemek isteyen seyirciler problem yaşayabilir.

RAMAZAN BAYRAMI

Dostluğu, sevgiyi ve geleceği… Aşımızı, ekmeğimizi, soframızı… Hüznümüzü, acımızı, yalnızlığımızı paylaştığımız  mübarek ramazan ayı sonunda ; birlik ve beraberliğimizi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz Ramazan Bayramınızı tebrik eder, mutluluklar dilerim.

Hakan KAYA – İnşaat Mühendisi

Şehreküstü – Fevzi Çakmak Caddesi – Kent Meydanı;BURSA

Şehreküstü ,Fevzi Çakmak Caddesinden Bursa ovasına doğru bir görünüm.

MUS’AB BİN UMEYR

MUS’AB BİN  UMEYR

Mus’ab bin Umeyr, hem annesi hem de babası tarafından Kureyş’in asîl ve zengin bir âilesine mensub idi. Zengin oldukları için gâyet râhat bir hayat sürüyordu. Orta boylu, güzel yüzlü, nâzik ve yumuşak huylu, son derece zekî idi. Güzel konuşurdu.

Akl-ı selîm sâhibi olduğundan, putların bir fayda veya zarar veremiyeceğini bilir onlara tapılmasından nefret ederdi. Annesi tarafından en iyi şartlar altında refah ve bolluk içinde yetiştirilmişti.

Güzel yüzlü ve zengin olduğundan Mekke halkı ona gıpta ile bakardı. Peygamber efendimiz bunun için “Mekke’de Mus’ab’dan daha zarîf, daha nârin, daha güzel kimse yok idi. Saçları kıvrım kıvrım idi.” buyurmuşlardı.

Dîninden dönmedi

Bütün bu rahatlıklara rağmen kalbinde büyük bir boşluk hissediyordu Mus’ab bin Umeyr. Bu maksatla sevgili Peygamberimizin bir merkez olarak seçtiği, İslâmı anlattığı ve o zaman Mekke’de müslümanların toplandığı Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın evine gitti. Resulullahı görür görmez Müslüman oldu.

İslâmiyeti kabûl ettiği an hayatı da birdenbire değişti. Eski servet ve zenginliğin yerini fakirlik aldı.

Âilesinin sevgili oğullarına yapmadığı eziyet kalmadı. Onu dîninden döndürmek için evlerindeki bir mahzene hapsederek günlerce aç ve susuz bıraktılar. Arabistan’ın yakıcı güneşi altında ağır ve tahammülü zor işkenceler yaptılar.

Fakat Mus’ab bin Umeyr, bu ağır ve acımasız işkenceler karşısında sabır ve sebât göstererek aslâ İslâmiyetten dönmedi. Her seferinde bütün gücüyle haykırıyordu:

– Allahtan başka tapılacak, ibâdet edilecek ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm O’nun peygamberidir.

İslâmiyet’i kabûl ettikten sonra Mekke’de sıkıntı ve işkencelere mâruz kalan Mus’ab bin Umeyr, Resûlullahın izniyle iki defa Habeşistan’a hicret etti. Bir müddet orada kalıp, her türlü sıkıntıya katlandı.

Daha sonra dönüp, Peygamberimizin yanına geldi. Onun bu gelişini Hz. Ali şöyle anlatmıştır:

Resûlullah ile oturuyorduk. Bu sırada Mus’ab bin Umeyr geldi. Üzerinde yamalı bir elbiseden başka giyeceği yoktu. Resûlullah onun bu hâlini görünce, mübârek gözleri yaşla doldu ve:

– Kalbini Allahü teâlânın nûrlandırdığı şu kimseye bakın! Anne ve babası onu en iyi yiyecek ve içeceklerle besliyorlardı. Allah için bunların hepsini terk etti. Allah ve Resûlünün sevgisi, onu gördüğünüz hâle getirmiştir, buyurdu.

İlk öğretmen

Birinci Akabe bî’atında Müslüman olan Medîneliler, Resûlullah efendimize:

“Yâ Resûlallah! İçimizde, İslâmiyet açıklandı ve yayılmaya başladı. Halkı Allahın Kitâbına da’vet edecek, Kur’ân-ı kerîmi okuyacak, İslâm dînini anlatacak, İslâmın sünnet ve emirlerini aramızda ikâme edecek, yerleştirecek, namazlarımızda bize imâmlık yapacak bir kimse gönder” diye mektup yazdılar.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz Mus’ab bin Umeyr’i, Medine’ye gönderdi ve ona:

“Medînelilere Kur’ân-ı kerîm okumasını, İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğretmesini, namazlarını kıldırmasını” emretti.

Mus’ab bin Umeyr kısa zamanda Medîne’ye vardı. Orada kendisini büyük sevinçle karşıladılar. Es’ad bin Zürâre’nin evine yerleşti. Ev sâhibi Medîneli ilk Müslümanlardan idi. Orada insanlara dinlerini öğretmeye başladı.

Mus’ab bin Umeyr’in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne’de sür’atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.

Mus’ab bin Umeyr, Medîne’de Es’ad bin Zürâre’nin evinde Kur’ân-ı kerîm öğretiyor ve İslâmiyet’i anlatıyordu. Onun bu hizmetiyle Medîne’de çok kimse Müslüman oldu. Medîne’de bulunan kabîle reîslerinden Sa’d bin Muâz, Üseyd bin Hudayr henüz Müslüman olmamışlardı. Bunların durumu çevreyi etkiliyor, İslâmiyet’in hızla yayılmasını engelliyordu.

Bir gün Mus’ab bin Umeyr, bir bahçede, etrâfında bulunan Müslümanlara dîni anlatıyor, sohbet ediyordu. Bu sırada Evs kabîlesinin reîslerinden olan Üseyd, elinde mızrağı olduğu hâlde hiddetli bir şekilde gelip, şöyle konuşmaya başladı:

Sözümüzü dinle

Siz bize niçin geldiniz, insanları aldatıyorsunuz? Hayâtınızdan olmak istemiyorsanız buradan derhâl ayrılın!

Onun bu taşkın hâlini gören Mus’ab bin Umeyr;

– Hele biraz otur! Sözümüzü dinle. Maksadımızı anla, beğenirsen kabûl edersin. Yoksa engel olursun, diyerek gâyet yumuşak ve nâzik bir şekilde karşılık verdi.

Üseyd sâkineşip;

– Doğru söyledin, dedi ve mızrağını yere saplayarak oturdu.

Mus’ab bin Umeyr ona İslâmiyet’i anlattı ve Kur’ân-ı kerîm okudu. Kur’ân-ı kerîmin eşsiz belâgatı ve tatlı üslûbunu işiten Üseyd kendini tutamayıp;

– Bu ne kadar güzel, ne kadar iyi bir sözdür. Bu dîne girmek için ne yapmalı, diye sordu.

Güzel yüzlü, tatlı dilli öğretmen cevap verdi:

– Lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah demek kâfidir.

Mus’ab bin Umeyr’in, bu sözü üzerine Kelime-i şehâdeti söyleyip Müslüman olan Üseyd, sevincinden yerinde duramadı ve:

– Ben gidip arkadaşlarıma da anlatayım, diyerek ayrıldı.

Evs kabîlesinin reîsi Sa’d bin Muâz’ın ve kabîlesinin yanına varınca, Müslüman olduğunu söyledi.

Bunu gören Sa’d şaşırarak hiddetlendi ve Mus’ab bin Umeyr’in yanına koştu. Yanına varınca sert bir kızgın bir tavırla konuşmaya başladı.

Mus’ab bir Umeyr, ona da gâyet yumuşak konuştu ve oturup biraz dinlemesini söyledi. Sa’d, bu nâzik konuşma karşısında yumuşayıp oturdu ve konuşulanları dinlemeye başladı.

Mus’ab bin Umeyr, ona da İslâmiyet’i anlattı ve Kur’ân-ı kerîmden bir miktâr okudu. Kur’ân-ı kerîm okunurken Sa’d’ın yüzü birden bire değişiverdi. O da orada Müslüman oldu. Kendinde duyduğu üstün bir hâlin ve râhatlığın şevkiyle derhâl kavminin yanına gidip onlara şöyle dedi:

– Ey kavmim beni nasıl biliyorsunuz?

İlk cuma namazı

Sen bizim büyüğümüz ve üstünümüzsün.

– Öyle ise Allah’a ve Resûlüne îmân etmelisiniz… Îmân etmedikçe sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana harâm olsun.

Bunun üzerine kavmi hep birden İslâmiyeti kabûl etti. O gün kabîlesinden îmân etmedik kimse kalmadı. Mus’ab bin Umeyr’in büyük gayretleri ve hizmeteri netîcesinde İslâmiyet, Medîne’de sür’atle yayıldı. Öyle ki, İslâmiyet her eve girmiş, îmân etmeyen kalmamıştı.

Ensâr-ı kirâm , Resûlullahdan izin alarak Sa’d bin Heyseme’nin evinde ilk defâ Cum’a namazını edâ ettiler. Medîne-i münevverede ilk kılınan Cum’a namazı bu oldu.

Mus’ab bin Umeyr, Müslüman olan Medîneli müslümanlar ile ikinci Akabe bîatında bulundu. Bedr savaşında sancaktâr olup, büyük gayret ve kahramanlık gösterdi. Süveyd bin Harmale ile birlikte Abdüddâroğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. Mus’ab, Uhud savaşına da katıldı. Yine sancağı o taşıyordu.

ŞEHİT EDİLMESİ

Bu savaşta Peygamberimizin yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koyuyordu. İki zırh giyinmişti. Bu hâliyle Peygamberimize benziyordu.

Peygamberimize benziyordu

Müşrik ordusundan İbn-i Kâmia adında biri Peygamberimize saldırırken, Mus’ab bin Umeyr onun karşısına çıktı. Bu müşrik, bir kılıç darbesiyle Mus’ab bin Umeyr’in sağ kolunu kesti. Mus’ab bunun üzerine sancağı derhâl sol eline aldı.

Mus’ab o esnâda; “Muhammed (aleyhisselâm) ancak resûldür. Ondan evvel daha nice peygamberler gelip geçmiştir” meâlindeki Al-i İmrân sûresinin 144. âyet-i kerîmesini okuyordu. İkinci bir darbe ile sol kolu da kesilince, sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı ve yine aynı âyet-i kerîmeyi okudu. Bu hâliyle kendini Peygamberimize siper yapan Mus’ab bin Umeyr’in üzerine hücum eden İbn-i Kâmia, vücûduna bir mızrak sapladı ve Mus’ab bin Umeyr yere yıkılıp şehîd oldu.

Mus’ab bin Umeyr zırh giydiği zaman, Peygaberimize benzediği için müşrikler onu şehîd edince Peygamberimizi ödürdüklerini zannetmişlerdi.

Hz. Mus’ab şehîd olunca; onun sûretinde bir melek, sancağı aldı. Mus’ab’ın şehîd düştüğünden Resûlullahın henüz haberi olmamıştı. “İleri ey Mus’ab ileri!” diye sesleniyordu. Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek, geri dönüp Resûlullah efendimize; “Ben Mus’ab değilim” diye cevap verince, Resûlullah sancağı elinde tutanın melek olduğunu anladı. Bundan sonra Peygamberimiz sancağı Hz. Ali’ye verdi.

Resûlullah efendimiz, Mus’ab bin Umeyr’i şehîd olmuş görünce, başı ucuna dikilerek Ahzâb sûresinden:

“Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah’a verdikleri sözde sadâkat gösterdiler. Onlardan bâzıları şehîd oluncaya kadar çarpışacağına dâir yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehîd olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü aslâ değiştirmediler” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu ve sonra şöyle buyurdu:

– Allah’ın Resûlü de şâhittir ki, siz kıyâmet günü Allah’ın huzûrunda şehîd olarak haşrolunacaksınız.

Selâm vereceklerdir

Daha sonra yanındakilere dönüp;

– Bunları ziyâret ediniz. Kendilerine selâm veriniz. Allahü teâlâya yemîn ederim ki, kim bunlara bu dünyâda selâm verirse, kıyâmette bu aziz şehîdler kendilerine mukâbil selâm vereceklerdir, buyurdu.

Daha sonra Mus’ab bin Umeyr’e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Mekke’nin en zengin iki ailesinden birinin çocuğu olan Mus’ab bin Umeyr’in örtünecek kefeni yoktu. Vücûdu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek sûretiyle defnedildi.

Habbâb bin Eret der ki:

Mus’ab bin Umeyr, Uhud’da şehid edilince, kendisini saracak kısa bir hırkadan başka bir şey bulunamadı. Hırkayı baş tarafına çektik, ayakları açıldı. Ayaklarına çektik, baş tarafı açıldı. Resûlullah bize:

– Onu baş tarafına çekiniz! Ayaklarını otlarla kapatınız! buyurdu.